top of page

HAKİKAT VE HANGİ BEN? (kendimi bulmak)

Tüm evreni içinde temsil etme, yaşamak kadar her yönüyle evrenin olabilmek… Bu mümkün müdür? Gerçekten mümkündür. Kuantumda ‘dolanıklık’ ya da paralel dünya’ teorisinde olasılıkların kaybolmadığı gerçeği vardır. Belki farkında olmayabilirim. Az ya da çok bunu hissedebilirim. Ama bu olasılıkların farklı alemlerde yaşanmadığını göstermez. (Görünmez alemler)


Ama bedenleşmiş ‘ben’ olarak şimdiki alemde yaşamaktayım, bu nedenle göründüğüm alem-yaşam önemlidir. Toplumsallık ve hakikat temelinde şimdiki ben’in geçmişte oluştuğunu, şimdi oluşmakta olduğunu ve gelecekte oluşacağını biliyorum. Çünkü genişlik ve derinlik toplumsal oluşla mümkündür. Birey olarak bende bu toplumsallık içinde oluştum ve hiçbir şeyde tercihim olmayan bir gerçeklikte şekillendim. Şöyle ki bedenleşmeyen ben, gerçekliğinde ismim, dinim, yaşam felsefem, toplumum, red-kabul ölçülerim, beğeneceklerim, beğenmeyeceklerim kısacası anlamsallıklar ve yapısallıkların hepsi hazırdır. Acaba hangisi bana ait ya da hangisi doğru? Demek ki ben zihniyet olarak çeşitli bedenlerde, duygularda, gözlerde vb. hep yaşamışımdır, hep vardım. Bilgenin ilk ve en büyük farkı buradadır. Her gerçek doğru değildir, her doğru toplumsal olandır. Yanlış yaşam doğru yaşanmaz, denilirken var olan yaşamın gerçekler toplamından ibaret olduğudur. Gerçek olan somut gerçeklik olurken, doğru olan ahlaklı olandır. Ahlaklı olan toplumsal ve anlamlı olandır. İçine düştüğümüz yaşam gerçekliğinin doğruluğunu sorgulamaksızın her yönüyle kabul etmektir, gerçekliğimiz. Bu temelde oluşan kişiliğimizle (ruhsal-anlamsal-bedensel) yeni bir yaşam hakikatine katılırız.



Aşkın oluşumu, duruşu, refleksi, ahlakı, bilinci, çok yönlü ve net bir şekilde anlatıldı, yine değer kavramının anlamı, hakikati, kolektivizmi derinlikle anlatıldı. Burada sorgulanması gereken benim nerede, nasıl bir duruşun içinde olduğumdur. Tam da burada çıkış-kaçış-kopuş gerçekliği ön plana çıkmaktadır. Çıkış (fiziki yapılmış-yam yapılmamış), kaçış (yapılmış), kopuş (?)…

Ali Şeriati kendini bulmak isteyen insanın şu üç aşamadan geçeceğini belirtir:


-Verili gerçeklikle bocalama


-Yüklenene baş kaldırı (itiraz)


-Kendini buluş (hakikat)


Ben hangisinde temsilimi buluyorum?



Neye itiraz ediyorum? İtiraz etmek için neyi, ne kadar red ediyorum (kopuş)? Red ettiğimden ne kadar kaçıyorum, kopuyorum? Burada verili zihniyet zindanında hapsolmuş kişiliğim ön plana çıkıyor. Bu zihniyetin zamanındaki her oluşum aşamasında payıma düşen ve bana yüklenen yığınla şey var. Bu da gösteriyor ki hakikat yitimi tarihte zihniyetledir. Bu nedenle arayışta tarihten olacaktır, oluş şimdi, inşa ise gelecek içindir. Bunun sevgi ve değer hakikatinde yapabilmenin yolu ”yüzleşme” hakikatine ulaşabilmektir. Bağlılık onları uygulamak, uygulamak ise bu ölçülere ulaşabilmektir. Kutsallaştırıp bağlanmak ama uygulamamak iki yüzlülüktür.


Arayış; yitimin, yabancılaşmanın, kadın-erkek arasında olduğunu biliyoruz. Bu bizim duygularda, yaklaşımlarda, ilişkilerde olmuştur. Burada özgürlük, ahlak, ölçü, anlam, duygu, ait, yücelik vb. yoktur. Kendi çıkarları ve tatminleri temelinde çok yönlü kullanım vardır, buna paralel aynısı topluma ve toplumsal değerlere de uygulanmıştır.



Oluş, arayışta bilince çıkardığımız her şeyi an’ da (yaşamda) oluşum temelinde özelde kadınlar özgür, ölçülü, anlamlı, yüce yaşamı yaratabilmektir.

İnşa bunun bilinci ve pratiği temelinde evrene, topluma taşımaktır. Tabii bu bağlılık ölçülerimize bağlıdır. Aşk mı, kara sevda mı?

Bağlılık-istek-mücadele arasında sıkı ve büyük bir ilişki vardır. Bağlılık ve mücadele isteğe bağlıdır, tabii vicdani ve bilinçli muhasebe temelinde. Çünkü evrendeki toz zerreciği bile iradesi dışında hareket etmiyor. ”Bağlanıp da gerekeni yapmayan devrimci olamaz” der Bilge..

Yaşamınızın devrimcisi olun ve kendinizi bulun..

18 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page